5 Haziran 2013 Çarşamba

sosyal medya ve çocuklar


Sosyal medya ve çocuklar

Adı üzerinde ‘sosyal’ medya, sosyal hayatı sokaktan, bahçeden alıp odalara, ceplere taşıdığında, dış dünyayla aramızdaki duvarları ve kapıları kaldırıp, saatlerle ifade edilen mesafeleri sıfırladığında hayatımızın ne kadar çok değiştiğini artık fark etmiş bulunuyoruz. Anlatacağımız ve söyleyeceğimiz şeyler pek değişmedi: seviyorum, kızıyorum, gidiyorum, kalıyorum, ne olmuş, neden olmuş, kimmiş, ne yapmış gibi evrensel soruların ve cevaplarının aktarıldığı kanalların değişmesi hayatımızı daha da fazla etkileyecek. Bu satırların yazarından küçük yaştakiler için bile Uzay Yolu fantezilerini aşacak bu teknoloji değişikliklerini anlamamız için zamana ihtiyaç var. Iyi midir, kötü müdür ikileminin dışında durarak sosyal medya hakkında düşünmeye başlamamız lazım.


Yararlar:
·       Kendini ifadeye daha çok olanak verir.
·       Bilgi paylaşımı kolaylaşır.
·       Başkalarına destek olabilme imkanı sağlar.
·       Başkalarını anlama ve saygı göstermek için fırsat yaratır.
·       Sosyalleşmek için alternatif yollar sağlar.
Riskler:
·       Mahremiyetin çiğnenmesi kolaydır.
·       ‘Uygunsuz’ şiddete, ırkçılık ve ayrımcılığa, dışlamaya yönelik içeriklerin rasgele yayılabilmesine fırsat verir.
·       Reklam ve yanıltıcı bilginin kolayca yayılmasını mümkün kılar.
 (O’Keefe ve Clark-Pearson, 2011 ve Chau, 2012’den)

En önemli risklerden birisi zorbalık.
Zorbalık için de uygun bir zemin oluşturan sosyal medya, zayıf ya da güçsüz görülenlerin, dışlanmak istenenlerin kolayca hedef alınmasına imkan verir.  Zorbalığa uğrayan çocuklar ve gençlerin depresyon ve intihar riski artıyor.  Genellikle zayıf durumda kalan çocukların bir anlamda tek başına ‘sıkıştırıldığı’ bir mecraya dönüşebiliyor. Ne yapılabilir? Sosyal medyayı toptan ‘kötü’ ilan etmek hiç doğru değil; zira sosyal medya aynı zamanda bir dayanışma ve arkadaşlık aracı olarak kullanılabilir. Zorbalık yapanların ‘blok’lanması ile başlayan önlemler yanısıra duruma duyarlı diğer çocukların ve öğretmenlerin fark etmesi mümkün.


Kendini kontrol.
Sosyal medyaya ‘kısa mesaj’ ve diğer ‘hızlı iletişim araçlarını’ dahil edebiliriz. O zaman, sürat faktörünün etkisini de hesaba katalım. Önümüze gelen bir mesaja hemen cevap verme arzumuz, yeterince düşünmeye fırsat vermeyebilir. Yaşadığımız bir olayın o anda ilginç veya paylaşmaya değer gördüğümüzde, biraz sonra aynı hissi taşıyıp taşımayacağımız sorusuna bir cevap bulmadan, ‘paylaş’ ya da ‘yanıtla’ dememeliyiz. Kendimize gerektiğinde ‘hayır’ demenin zorluğunu hepimiz biliyoruz; çocuklarımızın bu beceriyi geliştirmesine yardım etmek, belki sosyal medyanın yararı zararını tartışmaktan daha yararlı olacaktır.

4 Haziran 2013 Salı

Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Derneği Basın Bildirisi


 Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Derneği
Basın Bildirisi

Çocuklarımıza Nasıl Anlatacağız?

Son bir haftadır Taksim Gezi Parkı’nda çevreci ve insani duygularla başlayan ve halka karşı devlet şiddetine dönüştüğünde ülkemizin birçok iline yayılan sokak gösterileri gündemin en başına geçmiştir. Kimi çocukların doğrudan gösterilerin içinde yer aldığını, çoğunun ise olayları medyadan izlediğine tanık olmaktayız. Çocuklarımızın ruh sağlığı için hizmet veren bir uzmanlık derneği ve çocuk haklarını en öncelikli gören bir sivil toplum kuruluşu olarak Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Derneği gündeme tepki vermektedir:

Yaşanan olayların çocuklarımızı iki bakımdan etkilediğini görüyoruz: Bunların ilki ve kuşkusuz en önemlisi, çocuklarımızın doğrudan ya da dolaylı olarak olayların bedensel ve ruhsal travmatik etkilerine maruz kalmalarıdır. Anababaların, eğitim kurumlarının, devletin ve toplumun tüm bireylerinin çocuklarımızı korumaları gerektiğine inanıyoruz.

Dahası olaylar birçok bakımdan çocuklar için akıl karıştırıcı olmuştur:
  • Çocuklar çevreci ve insani duygularla başlayan ancak şiddete dönüşen bir olay karşısında savunmasız kalmışlardır. Çevrecilik önerdiğimiz ve desteklemelerini istediğimiz bir kavram iken, şiddet onaylamadığımız bir kavramdır. Bu iki kavram ortak paydada nasıl birleşir? Çocukların aldıkları mesaj “insani isteklere karşı şiddet uygulanır” olmuştur.

  • Eylemin gerek medya ile gerek olay yerinde bulunarak bizzat içinde olmuşlardır, hem fiziksel olarak da şiddete maruz kalmış hem de ruhsal olarak travmaya uğramışlardır.

  • Polis bizi korur, güvenliğimizi sağlar diye bilmişler ama, “Anne polis bizi korumaya ne zaman gelecek?” diyen 3 yaşındaki bir çocuğun kaygı dolu ifadesindeki gibi temel güven sorunu yaşamışlardır.

  • Biber gazı diye bir şeyin varlığından haberdar olmuş, sağlığa zarar veren maddeleri polisin bize karşı kullandığını öğrenmişlerdir.

  • Seçilmiş ve demokrasi ile gelmiş bir liderin duyarsız ve demokratik olmayan tutumu karşısında “demokrasi kavramına” şaşırmışlardır. Demokrasi anlayışları, sosyal hayata dair algıları, kişisel güvenlik ve sorun çözme becerileri ile ilgili algıları değişime uğramaktadır.


  • Sokakta, parklarda güvenle koşup oynamaları gerekirken, bir 2. sınıf öğrencisinin “Ne olacak bu ülkenin durumu?” ifadesinde olduğu gibi, ülke meseleleri temel gündemleri olmuştur.

  • Ergenler ise kimlik oluşumlarını destekleyen bir eylemle “şarkı söyleyerek” çevreciliği savunurken şiddete maruz kalıp ruhsal travma yaşamışlar, kimlik oluşumlarında yara almışlardır.

Erişkinler olarak bizlerin bile anlam veremediğimiz bu ölçüsüz ve orantısız şiddeti onlara nasıl açıklayacağımızı, sorularına nasıl yanıt vereceğimizi bulmakta zorlanıyoruz. Çocuklarımıza düşünce ve duygularını özgürce ve şiddet sergilemeden ifade etmelerini öğretirken, şiddete maruz kaldıklarında ilk başvurmaları gereken devlet güçlerinin bizzat sergilediği şiddeti onlara açıklayamıyoruz. Çocuklarımız bize ‘Düşündüğümü söylersem hatta belli edersem başım derde girer mi?’ diye sorduklarında onlara ne söyleyeceğiz?

Bizler dernek olarak çevresel duyarlılık ile ilgili bir demokratik hak arayışı olan “Gezi Parkı Protestolarını” haklı buluyor ve destekliyoruz, ancak çocuklarımızın beden ve ruh sağlığının yaşanan bu olaylar karşısında olumsuz etkilenmesinin önlenmesi için hükümeti barışcıl yöntemlerle sorunu çözmeye, medyayı da duyarlı olmaya çağırıyoruz. Biricik çocuklarımız ve gençlerimiz bu ülkenin geleceğidirler, onlara iyi model olunmalı, gündemleri kaygılarla doldurulmamalı, şiddete hiçbir gerekçe ile maruz kalmamalıdırlar. Onların beden sağlığını korumak kadar ruh sağlığını korumak da hükümetin temel politikası olmalıdır. Çünkü, yara açmak kolay ama onarmak çok zor olmaktadır...

Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Derneği
Çocuk Hakları ve Travma Komisyonları
03.06.2013